www.halkbilimi.com - Savcıoğlu,S. Serpil : "İkinci...

Arşiv
Dergiler
Gazete
Kitaplar
Web Siteleri
Tez
Sunum
Fotoğraf
Video
Broşür
İletişim: ilhaner@ilhaner.com

Arama

 

 
 

Bizi Destekleyenler

Halkbilimcilerimiz
* Pertev Naili Boratav
* İlhan Başgöz
* Orhan Acıpayamlı
* Sedat Veyis Örnek

 

İkinci Yeni ve Halk Şiiri

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Savcıoğlu,S. Serpil ; "İkinci Yeni ve Halk Şiiri" ; Halkbilimi- Eski (ODTÜ-Türk Halk Bilimi Topluluğu) ; Temmuz / 1975 ; Sayı : 10 ; Sayfa : 18

(Geçen sayıdan devam)

 

Bu arada sevinç verici Önemli bir olguyu da belirtmek istiyorum: Kimilerinin (örneğin Rauf Mutluay’ın) dediklerinin tersine Halk Şiiri, bugün kültür çevrelerinin dışında değil, içindedir; ve yozlaşmamıştır. Çünkü çağımız halk şairinin şiirlerini eğitilmiş bir kafanın (illaki mektep - medreseyle değil tabii) ürünleri oluşturmaktadır. Salt sezgisel bilinç tarihin satır aralarında kalmaya mahkûmdur artık. Çünkü, "irticalen" yazılan ve söylenen şiirlerde yanlışlıklara rastlamak olanaksaldır. Günümüzde söylenen her şeyin bilimsel bir düşünüş tavrının ürünü olması kaçırılmazdır. Çünkü salt duygular yanıltabilir kişiyi. Kaldı ki, "geleneksel bir yapıya hapsolma" biçiminde yorumlayabileceğimiz bazı halk şiirindeki "mistik" havayı çağdaşlaşan Halk Şiiri dağıtmaya çalışmaktadır.

20. YÜZYIL ÇAĞDAŞ TÜRK HALK ŞİİRİ KİMİNLE BAŞLAR?

Halk Şiiri, dedik ki nitelik değiştirmiştir...

Bu nitelik değiştiren Halk Şiirinin öncüsü ise Âşık İhsanî’dir. 27 Mayıs 1960 devriminden sonraki ilk döneme rastlar Ihsani’deki, dolayısıyla Halk Şiirindeki nitel değişim, İhsanî’yi — eleştirel bir sıralama yapmıyorum — Nesimi Çimen, Hü şeyin Kaçıran, Hüseyin Çırakman, Kul Hasan ve Mahzuni izler.

Bu saydıklarım Çağdaş Türk Halk Şiirinin ilk altılısını oluştururlar. Daha sonraları Tuncelili Âşık Zamanî, Âşık Şah Turna ve daha bir çokları ile birlikte yönsemelerini bu çağdaş çizgiye çeviren daha başkaları. îhsani’nin dediği gibi, "Anadolu ozan dolu"dur çünkü.

 

BUNA KARŞIN:

Evet ama ne yazık ki, buna karşın bile, ne antoloji hazırlayıcılarınca ve ne de sanat ve yazın çevrelerince günümüz Halk Şiirine gerçekçi, nesnel bir yaklaşım sağlanamamıştır. Belki de bilinçli bir biçimde kaçınılmıştır bundan. Çünkü Halk Şiiri ve Geleneği denildiğinde kimi "kültür jandarmaları"’nca ya da sözde kültürlülerce usa, salt Âşık Veysel getirilmiş ve hep o öne sürülmüştür. Öyle ki, bilinçli çağdaş ozanlarımız bu "zihniyet" rahiplerini "Veyselciler" diye adlandırmaya başlamışlardır.

Oysa Halk Şiiri demek salt Veysel demek değildir günümüzde. 20. yüzyıl Halk Şiiri Geleneğinin tek ve son temsilcisi Veysel’di demek de soruna nesnel bir yaklaşım sağlamaktan çok çok uzaklardadır. Bugün için Âşık Veysel’den sonra - hem de Veysel sağken bile, ister geleneksel olsun, ister değiştirilen niteliğiyle - Halk Şiirini yaşatan ve sürdüren birçok halk şairimiz vardır. Kuşkusuzdur bu...

Ne yadsınabilir ve ne de yadırganabilir. (...)

 

ÖRNEKLERLE ÇAĞDAŞ TÜRK HALK ŞİİRİ:

Şimdi de yaşayan ünlü-ünsüz, genç-yaşlı bazı halk ozanlarımızın şiirlerinden örnekler vereceğim :


Biz varız be aha dostlar biz varız 
Diyar diyar belde belde biz varız 
Alın terimizin başı ucunda
Nöbet nöbet kitap elde biz varız

....

Bizleriz adına emekçi denen 
Sermaye gücünü sırtüstü yenen 
Altı kıta dört bucakta söylenen 
Şarkı türkü gibi dilde biz varız

....

Genç ihtiyar sarı siyah beyaz ten 
Birleşip çağını ileri iten
Bir uçtan bir uca haber ileten 
Kalem kalem bakır telde biz varız

....

Sınır sınıf ayırımı dışında
Dinli dinsiz birleşmenin peşinde 
Güneşin altında suyun başında 
Yemişi bol olan dalda biz varız

....

Öbek öbek tarlalara doluşan 
Emeğini aracısız bölüşen 
Ak petekte nakış nakış çalışan 
Anı gibi sarı balda biz varız 
              (Âşık İhsanî, Bak Tarlanın Taşma, Sf. 104 - 105)







Fikir kavgasında suçlu görülmüş 
Vurma o mahkûmu zındancıbaşı 
O senden akıllı, sanma delirmiş 
Vurma o mahkûma zındancıbaşı

Eline bir kitap almak suç mudur 
Özgürlük türküsü çalmak suç mudur
Dostuna bir selâm salmak suç mudur
Vurma o mahkûma zındancıbaşı

Şöyle bir düşün ki inceden ince 
Ne kadar mahkûmsa insandır önce 
Hangi kanunda var böyle işkence 
Vurma o mahkûma zındancıbaşı

Ne yapmış, ne etmiş, ne soruyorsun 
İşte bir mahkûmdur bak görüyorsun 
Kimden emir aldın, ne vuruyorsun 
Vurma o mahkûma zındancıbaşı

Der Zamanî, insan zalim olamaz 
Bu insanlık dışı zulüm olamaz 
Yaşamak hakkı var ölüm olama? 
Vurma o mahkûma zındancıbaşı 
                    (Tuncelili Âşık Zamanî)






Her yerde alın terim, her emek hakkım
Gelen günler benimdir bunda yok korkum
Ne emeğim verildi ne de bir hakkım 
Artık hakkımı alıp gülmeyim ben

.............

İnsanlar dünyası budur, böyle olmalı
Herkes elinin emeğini rahat yemeli 
Ben ona bacı o da kardeş demeli 
Nesimi, bugünü görüp gütmeliyim ben
                  (Âşık Nesimi Çimen)






Şu bozuk düzene karşı çıkmadan 
Çekti gitti Âşık Veysel rahmetlik 
Bahseyledi çekirdekten bostandan 
Ekti gitti Âşık Veysel rahmetlik

Sadık yari toprağına üs kondu 
Demedi ki, sömürgeci pis kondu 
Ecel yetti, devran döndü çark döndü 
Çöktü gitti Âşık Veysel rahmetlik

Çok korkaktı, biliyorum huyunu 
Savunmadı ezik işçi köyünü 
Sus dediler haksızlığa boynunu 
Büktü gitti Âşık Veysel rahmetlik

Susar mı halkına gerçekten ozan
Hiç kapak tutar mı, kaynayan kazan
Veysel’i de suya düşürdü düzen
Aktı gitti Âşık Veysel rahmetlik

Kul Hasan der ki, sözün sonucu
Halk soldadır, âşık olmaz mı solcu
Bir türlü olamadı devrimci
Korktu gitti Âşık Veysel rahmetlik
              (Âşık Kul Hasan)






Çok uyumak dayım zarar getirir
Tam seher vaktinde kalksak olmaz mı?
Ağadan beylerden bize fayda yok
Kendi çıramızı yaksak olmaz mı?

Uyanmazsak yazık olur bizlere
Çocuklara gelinlere kızlara
Sarp dağlardan inmeliyiz düzlere
Kızılırmak gibi aksak olmaz mı?

Suyu emer koca koca çınarlar
Ondan kurumuştur bizim pınarlar
Bilmeyenler makbul ağaç sanarlar
Ta kökünden kazıp yıksak olmaz mı?

Meyvesiz ağaca meyve aşlasak
Fabrikalar kursak, maden işlesek
İnsan gibi yaşamaya başlasak
Hep beraber sürüp eksek olmaz mı?

Herkes kursa kendisine yuvayı
Hep işlesek dağı taşı ovayı
Soygun bitti diyen çelik levhayı
Yurdun her yanma diksek olmaz mı?
                (Ceyhanlı Âşık Hüseyin Kaçıran)
	

				
				
				
Uykumuzu aldık uyandık gayrı
Kurumuş ağaca yaş deme yahu
Biz hak kapısına dayandık gayn
(Ekmek kapısına dayandık gayn)
Dolu gazanlara boş deme yahu

Esir gibi estin söndürdün bizi
Yalan gemisine bindirdin bizi
Bunca senelerdir kandırdın bizi
Hörgüçlü deveye kuş deme yahu

Fakir hasta gibi yürür gezerken
Yokluğun elinden candan bezerken
Allah alnımıza yazı yazarken
Sana kebap bana aş deme yahu

Körler neden bakanlan hor görür
Tabip ilâcını sağlama verir
İşçi işsiz kazma kürek boş durur
Her tarafta dolu iş deme yahu

Sen et yerken ben gözüne bakarım
Gece gündüz ağlar boyun bükerim
Aç kalırsam fırınları yakarım
Kendin yiyip bana oş deme yahu

Gardaş’m yüreği yokluktan dağlı
Kollarımız haksız urganla bağlı
Kimi yavan yiyor, kimisi yağlı
Herkes birbirine eş deme yahu
            (Çorumlu Hamdi Gardaş)





Erişilmeyen şu gerçeğe
Erişmesi ne güzel
Yeni yeni insanlarla
Tanışması ne güzel

...............

Meçhulî’yem halim ile
Yoldaş olam kâmil ile
Bu dünyada zalim ile
Vuruşması ne güzel
       (Keşanlı Âşık Meçhuli)






Gardaş bura garibanın yeridir
Van’dan öte, Hakkari’den beridir
Ortaçağın ötesinden geridir
Düzenler utansın çağın suçu ne?
         (Dallıkavaklı, Âşık Temel!)





Nasıl söylemeyim halkın derdini
Yalan değil, gerçekçiyiz, bilen var
Haklı işi haksız olmuş fakirin
Ağlayıp da göz yaşını silen var

Eşeğin sırtına salaca kurmuş
Bin kere şükretmiş bıyığın bürmüş
İlâcı iğneyi düşünde görmüş
Hastahane kapısında Ölen var

Yaşamaktan nasibini almamış
İnsan gibi şad olup da gülmemiş
Bu iş niçin böyle oluyor bilmemiş
Kader deyip saçlarını yolan var

..............

Çırakman, alnımız ak eylemeye
İnsan ömrünü çok eylemeye
Zehirli yılanı yok eylemeye
Kazma, kürek, beli almış gelen var
               (Aşık Hüseyin Çırakman)




Aç karınla aşka ferman okunmaz
Tezgâh ustasızdîır sanat işlenmez
Tokmak başkasında davul çalınmâz
Bu işte bir şeytan var, yalan değil
             (Keşanlı Aşık Vicdanî)





Biz âşıklar tok söyleriz
Muhabbet sökülsün diye
Dost bir fidandır taşlarız
Meyvesi dökülsün diye
              (Aşık Hayranî)





Ekmek Leylâ oldu bre dostların
Mecnun oldum ardı sıra gezerim
••••••
               (Âşık Sefil Mustafa)






Anadolu yana yana
Ceylânî’ye oldu ana
Oy oy bana gülmek sana
Elbet sorulur bu oy
            (Âşık Ceylânı)



Maden ocağına girdik
Kömürün ustası olduk
Çekici kaldırıp vurduk
Demirin ustası olduk


Taşı oyduk tunca döktük
Yayı gerip oku taktık
Kerpiçten tuğlaya çıktık
Çamurun ustası olduk

Doğada zenginlik taşar
Binde biri bize düşer
Yoğururuz ekmek pişer
Hamurun ustası olduk

Zincirleri kısa kısa
Karşı koyuyoruz zora
Sömürgene vura vura
Şamarın ustası olduk

Barış kuşu güle güle
Selâm söylen bizim ile
Hak uğrunda öle öle
Ömürü’n ustası olduk
          (Gavurdağlı Telli)




Sabah erkenden uyandım
Kendimi çok mesut sandım
Yorgan yok çula dolandım
Ah yoksulluk seni seni.

Çoluk çocuk er kalktılar
Ağlayıp bana baktılar
Ciğer köşemi yaktılar
Ah yoksulluk seniseni

Sofra serdim pancar aşı
Yarım dilim nüfus başı
Unuttum kaim kardaşı
Ah yoksulluk seni seni

Avrat yolladı çarşıya
Fakirlik çıktı karşıya
Gücüm yetmedi bir şeye
Ah yoksulluk seni seni

Param yoktur cebim delik
Bakkal borcu veremedik
Avrat da hasta üstelik
Ah yoksulluk seni seni

Garip Özkan, her an ağlar
Duman duman olmuş dağlar
Elimi kolumu bağlar
Ah yoksulluk seni seni
              (Âşık Garip Özkan)






Dinleyin dostlarım gerçek sözünü
Hayınlar çürüsün, hıyanet bitsin
.................
Bir ve hür yaşayın, ayrı gezmeyin
Kuvvetliyi sevip zayıf ezmeyin
Tefrikat yaratıp fitne düzmeyin
İnsancıl olalım kabahat bitsin
.......................................
              (Berçenekli Âşık Mahrumî)





Doğudan batıya bir ses yükselir 
Yiğitler, yiğitler, bizim yiğitler 
Gâvur dağlarından Dadallar gelir 
Yiğitler, yiğitler, bizim yiğitler 
Onu bilir Binboğalar, Ceritler

Alnı çizgi çizgi zafer oyuklu 
Göğsü toprak toprak örke yayıldı 
Kartal pençelidir kara bıyıklı 
Yiğitler, yiğitler, bizim yiğitler 
Onu bilir Binboğalar, Ceritler

Mahzunî Şerif’im yiğit yavrusu 
Anadolu’sundan yoktur kaygustu
Sizin değil beyler, işin doğrusu 
Yiğitler, yiğitler, bizim yiğitler 
Onu bilir Binboğalar, Ceritler
                 (Âşık Mahzunî Şerif)


HALK ŞİİRİ VE İKİNCİ YENİ:

Halkın ezanları böylesine duyarlıklı olmuş ve çağından sorumlu olduklarının bilincine varmış iken, "İkinci Yeni" çiler neler söylemişler ve neyi amaçlamışlar acaba? Bu nedenle ilkin "İkinci Yeni" yi, yani "2. Yeni Olayı"nı bilmek gerekecek. Öyleyse sözü Asım Bezinci’ye bırakalım:

"İkinci Yeni 1955’ten sonra filizlenmeğe başlayan bir şiir hareketidir. Öncüleri Oktay Rifat, İlhan Berk, Turgut Uyan, Edip Cansever, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Ülkü Tamer, Tevfik Akdağ, Yılmaz Gruda gibi şairlerdir. Harekete 'İkinci Yeni' adını eleştirmen Muzaffer Erdost takar. Gerçi yanlış bir adlandırmadır bu. Çünkü, şiirimizin Tanzimat’tan beri geçirdiği yenilik olayları göz önünde tutulursa, İkinci Yeni’ye 'Sekizinci Yeni' demek uygun düşer. Ama, İkinci Yeni bir yönüyle Garip akımına (Birinci Yeni’ye) tepki olarak doğduğu ve sık sık tekrarlandığı için bu ad yerleşir." (sf. 7).

Evet Asım Bezirci "2. Yeni Olayı" adlı yapıtının yedinci sayfasında böyle diyor "İkinci Yeni" hakkında. Ve yediden sonraki sayfalarda ise "İkinci Yeni"nin özelliklerini: "Birinci Yeni’ye Karşı" (Sf. 8), "Birinci Yeni’ye Yakın" (Sf. 8), "Birinci Yeni’nin Dışında " (Sf. 9), "Değiştirim" (Sf. 11), "Karıştıran" (Sf. 12), "Özgür Çarışım " (Sf.), "Soyutlama" (Sf. 14), "Anlamsızlık" (Sf. 16), "Usdışma Çıkma" (Sf. 20), "Güç Anlaşılma" (Sf. 22), "Okurdan Uzaklaşma" (Sf. 23), "Çevreden Ayrılma ve Kaçış" (Sf. 24), "Akım mı Değil mi?" (Sf. 26), "Yeni Bir Divan Şiiri mi?" (Sf. 27) başlıkları altında incelemeye çalışıyor ve "İkinci Yeni" adına, haklı olarak, hiç de iç açıcı olmayan sonuçlara varıyor. Sayfa 30, 31 ve 32’de de Oktay Rifat (Trabzon 1914) ile İlhan Berk’ten (Manisa 1918) birer şiir örnekliyor. Asım Bezirci’nin örneklediği iki şiirden bazı dizeler alıntılıyorum ben de. (Ve buradan devinimle Halk Şiiri ile bazı karşılaştırmalara gideceğim.)

 


Bulutların çıkınında
Mis kokulu güvercinleri gökyüzünün
Çıldırtırlar insan gözlü kedileri
Ay doğar kuyulara yalın ayak
Telgraf tellerinde gemi leşleri
                  (Oktay Rifat, sf. 30)



Siz ne güzeldiniz benimle bilemezsiniz
A harfinden bir çarşı güneşi yüzümüzde
Helene uyruklu bir rüzgârdınız her şaiirde
Benimdi, Ronsard’ın bir ülkesiydi yeriniz
                        (İlhan Berk, sf. 32)

"Ve burdan devinimle Halk Şiiri ile bazı karşılaştırmalara gideceğim" dedim ama, hiç bir şey yazamıyacak kadar elim kolum bağlandı nedense. Ne ki, öyle bir düşünce aldı ki beni, "acaba şimdi ne diyeyim ben?" demek zorunda kaldım. Çünkü öyle başka başka şeyler ki bu iki şey, yeni Halk Şiiri ile "İkinci Yeni" çilerin şiirleri, insan, bu şiirleri iki ayrı dünyanın insanları yazmış gibi görmek zorunda kalıyor. Oysa her iki kesim de aynı dünyanın ve hatta aynı ülkenin insanları ve şiirler de aynı ülke insanlarınca yazılan dizeler toplamı. Ama biri diyor ki "telgraf tellerinde gemi leşleri", öbürü ise, yani halkın ozanı, çağından ve çağının sorunlarından sorumlu olduğunun bilincinde, "olmaz insan kafesleri" diyor. Demem şu ki, yapılabilecek herhangi bir karşılaştırma, aslında "İkinci Yeni"" şiirine önem vermek gibi bir şey olacaktır. Ancak, doğaldır ki sorun, salt bu yargıya varmakla çözümlenebilmiş olamaz. Bunu da biliyor ve onaylıyorum. Ve bu nedenle de sorunu biraz daha deşmek istiyor ve Asım Bezirci’nin "2. Yeni Olayı" adlı yapıtından da bazı bölümleri alıntılamak gereksinimini duyuyorum.

(...) İ. Berk şiirde "anlatımı başa" koyar. Önce "şiirin biçimine bakar. Son olarak da şiire, ne söylüyor diye, yani öze" bir göz atar. "Çünkü, ilk anda, şiirin ne söylediğine bakmak, şiirin ne olduğunu bilmemek demektir." Kaldı ki "çağımızın şiiri bir şey anlatmak için yazılmıyor artık. (...) Şiirin amacı güzellik yaratmaktır." (Varlık 1.4.1960)." (sf. 9).

"İkinci Yeni"nin sözü geçen özelliklerinden başlıcaları şunlardır:

 

DEĞİŞTİRİM:

"- Dilde değiştirimlere (defarmation) gitmek. Bunun için dilin yapısı zorlanır, gramer kuralları az-çok çiğnenir: Sözdizimi bozulur, seslerle hecelerin, sıfatlarla fiillerin yerleri değiştirilir, öznesi olmayan ya da anlamı tamamlanmayan tümceler düzenlenir, bir-biriyle ilgisiz ya da az ilgili sözcükler yan yana getirilir vb..." (sf. 11).


Bir örnek sf. 12) :
Kül pancurları elgin gareleri örtük 
....................
yorgulugu huzursuz bir atmor
....................
Bir ay girerken yüreğine geceleri rastıkları kaşlı hiç 
                                        (Ece Ayhan)

 

KARIŞTIRIM:

"- Anlatımda karıştırmalara (synaesthesia) başvurmak. Bunun için duyulan ya da algılar birbirine karıştırılır: Bir duyunun, algının yerine öbürü konulur; değişik izlenimler, karşıt duyumlar arasında eşitlik kurulur, duyulardan, (göz, kulak, burun, dil, deri) birine ilişkin algılar başka bir duyguya mal edilir vb..."(sf. 12).


Bir örnek (sf. 13):
Söyle bana utanırken sular geceyatısına
                          (Ülkü Tamer)
						  

 

ÖZGÜR ÇAĞRIŞIM:

"- Özgür çağrışım yöntemini kullanmak. Bunun için ırak ya da kopuk çağrışımlarla çalışılır : Çağrışımlar arasındaki bağ ya iyice gevşetilir ya da kesilir; birdenbire bir çağrışımdan, bir imgeden, bir mısradan ötekine atlanır vb,..."


Bir örnek (sf. 13) :
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene
Kocan ne iyiydi, sonra Niyde ilinden gökyüzleri
                                   (Cemal Süreya)

 

SOYUTLAMA :

"- Soyutlamaya yönelmek. Bunun için parça bütünden, tekil çoğuldan koparılır. Gerçekte birbirine bağlı olan nitelikler yahut nesneler tasarım yoluyla birbirinden ayrılır varlıkların birçok özelliklerinden yalnızca bir ikisi öne sürülür: insanlar hem birbirlerinden hem de kendilerini belirleyen çağ, çevre, yer ve toplumdan soyularak sunulur: sözden (dolayısıyla anlamdan, konudan, düşünceden) kaçmaya eğilimli soyut bir dil kullanılır vb..." (sf. 14).


Bir örnek (sf. 15) :
E sesinden gözlerce tren yürürdü Galile’de
Tüm bir uzak denizde A’lar, V’ler, U’larla
..........
Şey ile şeysiz geçiyorum o kapanık güneştende
..........
Şimdi h, şhndi m sesi ilk nasıl karanlık
İşte A, D, Z, saçın gecesi
                                 (İlhan Berk)

 

ANLAMSIZLIK :

"- Anlamdan uzaklaşmağa yönelmek. Bunun için anlam bazan ya geriye itilir ya da atdır: Bir şeyi doğrulamak, anlatmak, tasvir etmek gibi işlemlerden, konu, olay ve hikâyeden sıyrılmağa uğraşılır" (sf. 16).


Bir örnek (sf. 19) :
şey dedi şeyin eline alıp baktığı bu
.............
eee I aa uu SSe C nnn EEE eee
.............
ölüm mü, kim bu beyazlık Ki yavaş
ki aptal ki esmer yürür durur?
.............
uzun sular olur duymak gibi bir şeydiniz.
(İlhan Berk)

 

USDIŞINA ÇIKMA :

"- Us (akıl) dışına yönelmek. Bunun için -seyrek de olsa- usun kuralları, mantığın ilkeleri aşılır yahut çiğnenir, gerçeğin niteliği bozulur yahut düzeni yıkılır..." (sf. 20).


Bir örnek (sf. 22) :

Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Bir göz atıyorum denize
Çın çın ötüyor balıklar
Çocuğu çocukluyor bir düdüğün kırmızısı
                          (Edip Cansever)

 

GÜÇ ANLAŞILMA:

"- Kapalı olmak. Belki Birinci 'Yeni'nin 'basitlik ve sadelik' eğilimine bir tepkidir bu, belki bunun için özel bir çaba da gösterilmez. Ama yukardan beri sıralanan özellikleri böyle bir sonuç doğururlar. Değiştirim, karıştıran, soyutlama, sıçrama, geleneksizlik, anlamsızlık, usdaşıcılık vb. edimler şiirleri az ya da çok örtülü, güç anlaşılır, hatta bazan hiç anlaşılmaz kılarlar. Ayrıca, kimi kez çözülmesi zor yahut imkânsız simgeler kullanılması yahut sonuçlara onlarla ilgisiz sebepler gösterilmesi de bunda rol oynar." (sf. 22).

 

OKURDAN UZAKLAŞMA:

"- Okurdan uzaklaşmak (yahut mutlu, aydın azınlığa seslenmek) Kapalı olmak gibi bu özellik - de İkinci Yeni’nin her zaman geçerli bir ilkesi değildir. Öteki özelliklerin yarattığı göreceli bir sonuçtur. Nitekim, bu sonuç aşırılığa düşmeyen şairlerde az, fakat aşırılığı benimseyen şairler de çok belirgindir" (sf. 23).

 

ÇEVREDEN AYRIILMA VE KAÇIŞ:

"- Çevreden ayrılmak. Bunun için, yalnızca şiirimizin (geleneğimizin) değil, toplumumuzün da tarihiyle bağlar çoğun ya gevşetilir ya da kapatılır. Hatta, daha ileri gidildiği de olur." (sf. 24).

 

ÖZELLİKLERDEN VE ÖRNEKLERDEN SONUCA DOĞRU:

Evet, Asım Bezirci’nin saptadığı "İkinci Yeni"nin özellikleri bunlar. Acaba bu "İkinci Yeni", bir "akım mıdır, değil midir?", yoksa, "yeni bir Divan Şiiri midir" Asım Bezirci, "açıklanan bu özellikler birer 'ilke' düzeyine çıkamadığı", "Garip akımında olduğu gibi bu özellikler ödünsüzce, beraberce uygulanmadığı" ve benzeri nedenleriyle "İkinci Yeni"yi "bağdaşık bir akım değil, ortak bir hareket saymak daha doğru olur. (sf. 26)" diyor. Gerçekten de öyle. Ancak, "İkinci Yeni"nin bir "akım" olup olmadığı önemli değil. Önemli olan böyle bir olaydan, yani bir "İkinci Yeni Olayı"ndan söz edilmek için yeterli verilerin var olması ve bu "İkinci Yeni" şairlerinin de belli bir zaman birimi içinde boy göstermelerinin söz konusu olmasıdır.

Bu, varılmaya çalışılan sonuçlardan sadece biri. Bir de ikinci birine değinmek istiyorum: Acaba, İkinci Yeni, Yeni Bir Divan Şiiri midir? Bunun için sözü Asım Bezirci’ye bırakmak istiyorum ben :

"İkinci Yeni’nin bazı özelliklerine bakarak onu Divan Şiiri’ne benzetenler çıkmıştır. Örneğin, Onat Kutlar bir yazısında, İkinci Yeni’yi kastederek, şöyle der : "Şiirimizin sinsi bir Divan Şiiri muhipliğine yaklaştığı şu son günler..." (A. Şubat 1959). Günel Altıntaş ise iki şiiri arasındaki benzerliği şuna bağlar : İkinci Yeni’nin "Divan Şiiri"ne benzetilmesinin nedeni yazanlardan başka kimsenin bu şiirle ilgilenmemesi, biçimci, kapalı, kaçak bir şiir ol- nasıdır. Halka inmemesidir. (Soyut, Haziran 1966). İkinci Yeni gerçekten Divan Şiiri’ne benzetilebilir mi? Aşağıdaki özellikler dolayısıyla, bu soru -bir yere kadar- olumlu karşılanabilir :

- Divan Şiiri gibi İkinci Yeni de halka, onun hayatına, edebiyatına ve kültürüne sırt çevirmiştir.

- Divan Şiiri gibi İkinci Yeni de toplumsal gerçeklere, sınıfsal çelişkilere, siyasal olaylara uzak durmuştur.

- Divan Şiiri gibi İkinci Yeni de mutsuz çoğunluğa değil, mut lu azınlığa (seçkin aydınlara) seslenmiştir.

- Divan Şiiri gibi İkinci Yeni de konuşma dilinden ayrılmıştır.

- Divan Şiiri gibi İkinci Yeni de içerikçe, anlayışça devrimci bir eğilim taşımamıştır.

- Divan Şiiri gibi İkinci Yeni de akıl ve düşünceden çok imge ve duyguya yaslanmıştır.

- Divan Şiiri gibi İkinci Yeni de soyutlamaya önem vermiştir.

- Divan Şiiri gibi İkinci Yeni de halkça anlaşılması çok zordur.

Gelgelelim, bu dış benzerliklere karşılık, iki şiir arasında köklü ayrılıklar da vardır :

— Divan Şiiri yerleşik kalıplara (mazmunlar) dayanır. İkinci Yeni’de kalıplara rastlanmaz.

— Divan Şiiri aruz ölçüleriyle kurulur, uyaklıdır. İkinci Yeni ölçü ve uyağı ilke olarak benimsemez.

— Divan Şiiri gelenekçidir. İkinci Yeni geleneği umursamaz.

— Divan Şiiri düzenlidir, sıkı kuraları bulunur. İkinci yeni çokluk düzenden kuraldan kaçar. Di - van şiiri İran edebiyatından, İkinci Yeni ise Batı edebiyatından etkilenir.

— Divan Şiiri Osmanlıcayı kullanır. İkinci Yeni ise Türkçeye, en . çok da öztürkçeye yaslanır.

— Divan Şiiri anlamsız değildir. İkinci Yeni ise çoğu anlamsızlığa yönelir.

— Divan Şiiri bilenlerce kolay anlaşılır. İkinci Yeni ise -bilenlerce dahi- güç anlaşılır.

—Divan Şiiri İslâm ideolojisinden kaynaklanır. İkinci Yeni ise hiç bir ideolojiye bağlanmaz.

Bu karşılaştırmadan da anlaşılacağı üzre, Divan Şiiri ile İkinci Yeni arasındaki uzaklıklar yakınlıklardan daha çok ve büyüktür. Üstelik, ortaklıklar yüzeyde, ayrılıklar ise derindedir. Bunu da o- lağan karşılamalıyız. Çünkü Divan Şiiri ayrı bir çağır ve çevrenin ürünüdür. İkinci Yeni’- ninkine benzemeyen bir toplumsal ve kültürel ortamda meydana gelmiştir. Onun için - bir takım benzerliklerine karşın - İkinci Yeni’- yi Divan Şiiri’nin aynısı ya da u- zantısı saymak doğru değildir. (Sf. 27, 28, 29).

Ancak, bu böyle olmakla beraber her ikisinin de, yani Divan Şiiri ile İkinci Yeni’nin "dış benzerliklerini" hatırdan uzak tutmamak gerekir. Çünkü, her ne değin, gerek Divan Şiiri ve gerekse İkinci Yeni ayrı ayrı çağ ve çevrelerin ürünleri iseler de, her ikisinin de, toplumun mutsuz çoğunluğuna karşı yabancılaşmış olmalarını ve - ne haklarının ve ne de hadlerinin olmadığı halde - onu hiçe saymalarını esas olarak alırsak, içerikçe çok köklü benzerliklerinin olduğu yargısına varabilmemiz olanaksaldır. Ama bir de şunu belirtmek gerekir ki, İ- kinci Yeni’nin özellikleri Divan Şiiri’nden daha berbat görüntülerle çıkmıştır karşımıza. Hiç sevmediğim halde ben, Divan Şiiri’ni îkinci Yeni’ye yeğlerim. Gerçi Şiiri de bana seslenmiyor ama, seslen diği çevrede anlaşılır özelliğini korur bir niteliğe sahiptir. Oysa îkinci Yeni, sözcüğün tam anlamıyla cambazlıktan başka bir şey değildir. Sonra, "bir akım mıdır, değil midir?" sorusunu bırakın bir yana, İkinci Yeni şiir bile değildir.

VE DİVAN ŞİİRİ İLE İKİNCİ YENİ’YE KARŞIN HALKIN ŞİİRİ:

  • Halk Şiiri, "halka, onun hayatına ve kültürüne" sırt çevirmemiştir ve çevirmemektedir. Çünkü Halk, zaten halkın yaşamının bir yansısı ve de simgesidir.
  • Divan Şiiri ve İkinci Yeni gibi Halk Şiiri, toplumsal gerçeklere, sınıfsal çelişkilere, siyasal olaylara "uzak" durmamıştır ve durmamaktadır.
  • Halk Şiiri, "Mutlu azınlığa (seçkin aydınlara)" değil, "mutsuz çoğunluğa" seslenmiş ve seslenmektedir.
  • Divan Şiiri ve İkinci Yeni gibi konuşma dilinden ayrılmamış ve ayrılmamaktadır Halk Şiiri.
  • Halk Şiiri, "içerikçe, anlayışça devrimci bir eğilim" taşımış ve taşımaktadır.
  • Halk Şiiri, soyutlamaya önem vermemiş ve sorunları açıkça ortaya koymuş ve koymaktadır.

Kaldı ki, bu savlarımızın doğruluğunu, geçmişin ve günümüzün halk ozanlarından verdiğimiz örneklerle, sanırım kanıtlamış olduk. Şimdi, kim çıkıp da diyebilir, geçmişte bir Dadaloğlu, bir Pir Sultan Abdal, bir Serdari, bir Ruh- sati, bir Seyrani, bir Köroğlu vb. ile günümüzde bir İhsam, bir Mahzun!, bir Zamanî bir Nesimi Çimen (ve hatta henüz on iki yaşındaki oğlu Mazlum Çimen), bir Çırakman, bir Kaçıran, bir Mahrumî bir Temeli, bir Kul Hasan, bir Meçhuli bir Fedaî bir Şah Turna ve benzerlerinin "toplumsal koşullardan çok az etkilendiğini" ve "kendi kuralları içinde sürüp gittiğini"? Böyle bir yargıya varabilmesi için, halkı ve onun şiirini bilmesi gerekir bir insanın. Bilmem ne şairleri boğazın güzelliklerine hayranlık dizeleri diziştirirlerken, bu halkın ozanı, dün de bugün de "toplumsal koşullardan" yeterince etkilenmiş (ve hatta en çok) ve bu uğurda çok şey ve hatta canını bile vermiştir. Çünkü bu halkın ozanı, temsil ettiği halk kadar yiğit ve bir o kadar da duyarlıdır. Çok basit bir deyişiyle, halk aç ise eğer, açlığını ancak ve ancak kendisi ve onun ozanı duyar en çok. Kaldı ki, kendini onun dışında gören ve salt kendi heves ve beğenileri için yazıp çizen bir ozanın halkın açlığını duyabilmesi nasıl olanaksal olabilir?

 

VE SON SÖZLER:

- Asım Bezirci, İkinci Yeni’ciler adına vardığı hiç de olumlu olmayan yargılarında çok çok haklıdır.

Yani:

  • İkinci Yeni, "dilde değiştirimlere (deformation) gitmiştir.
  • iç İkinci Yeni, "anlatımda karıştıranlara (synaesthasia)" baş vurmuştur.
  • iç İkinci Yeni, "Irak ya da kopuk çağrışımlarla çalışır" bir yöntem uygulamıştır.
  • İç İkinci Yeni, "Parça bütünden, tekil çoğuldan koparılır" derecede soyutlamalara yönelmiştir.
  • İç İkinci Yeni, "usun kurallarını, mantığın ilkelerini" çiğnemiştir.
  • İkinci Yeni, "anlaşılır" bir şiir birikimi sunmamıştır.
  • İkinci Yeni, "okurdan u- zaklaşmış ve mutlu, yani aydın azınlığa seslenmiş"tir sadece. (Ki bunda bile başarılı olamamıştır. Çünkü yazdıklarını kendileri bile anlayamamışlardır. Ne ki, "trenlere çikolata yedirir" (sf. 22) ise eğer Edip Cansever, kendisi bile anlayamaz tâbii bunu.)
  • İkinci Yeni, "çevreden ayrılmış ve kaçmış"tır.
  • VE İŞİN EN KÖTÜSÜ DE, BOY GÖSTERDİĞİ DÖNEMDE İKİNCİ YENİ, GEREK TÜRK ŞİİRİNE VE GEREKSE TÜRK HALKINA İHANET ETMİŞTİR.

— Asım Bezirci’yi : Halk var oldukça şiiri de var olacaktır. Nitekim, dün olduğu gibi bugün de bir Halk Şiiri vardır. Elbette, toplumsal ve kültürel oluşumlara göre bu şiir birtakım ufak değişmeler geçirmiştir, ama sınıfsal özünü ve biçimsel yapısını yitirmemiştir : Her çağda halkın acılarını, sevinçlerini, özlemlerini, inançlarım, kısacası çeşitli yaşantılarını belirli koşuk biçimleri içinde dile getirmiştir, (sf. 181); Divan Şiiri, halk şairlerinin eleştirdikleri bu düzenin ardından Atatürk’ün yıktığı Osmanlı sarayıyla birlikte tarihe karışmıştır. Fakat Halk şiiri hâlâ yaşamaktadır. Öyleyken, kasıtlı ya da kafaları kararmış kimi aydınlarımız bu olguyu görmezlikten geliyorlar.» (sf. 183) sözleriyle, aynı inanda olan bizleri yalnız bırakmadığı ve daha önemlisi Halk Şiiri sorununa gerçekçi ve sağlam toplumcu bir yöntemle yaklaştığı için kutlamayı bir görev sayıyorum kendime.

— Ancak bir hususu da belirtmek istiyorum ayrıca : Asım Bezirci, "çağdaş"lık konusunda, Âşık Veysel ile Aşık Ali İzzet’i değerlendirirken biraz daha dikkatli olmak zorundadır. Gerçi "2. Yeni Olayı»nda böyle bir yaklaşım somut olarak söz konusu değil ama, günümüz halk şairlerinden söz ederken, Âşık Veysel ile Aşık Ali İzzet’i, Aşık İhsanî, Aşık Nesimi Çimen ve benzerleri ile birlikte bir sıralamaya soktuğuna göre, Asım Bezirci’nin pek somut olmayan bu yaklaşımı olumsuz bir biçimde soyut da olsa karşımıza çıkıyor. Oysa, Aşık Veysel ve Aşık Ali İzzet’in çağdaşlığı bir tartışma konusudur. Şimdilik, yirmi altı yaşın genç halk şairi Tuncelili Aşık Zamanî’nin Veysel için yazdığı bir şiirini alıntılamakla yetineceğim :


Çok dokundu mızrap ile tellere 
Bozuk perdeleri görmedi Veysel 
Ağıt yaktı bülbül ile güllere 
Dikene elini sürmedi Veysel


Ağlayıp sızladı derdini döktü
Vurdular başına boynunu büktü 
Çobandı ağanın koynunu güttü
Ver benim hakkımı demedi Veysel


Balta sapı için çattı hırsıza 
Dur demedi sömürücü arsıza 
Vatandaş muhtaçken ekmeğe tuza 
Bunun hesabını sormadı Veysel


Der Zamanı; Veysel büyük ozandı 
Halkın değil kendi derdin yazandı 
Sözü hançer iken kaçıp saklandı 
Zalimin başına vurmadı Veysel


Kanımca, Tuncelili Âşık Zamanî’nin Veysel’i eleştiren bu şiiri Veysel açısından ve Çağdaş Türk Halk Şiiri açısından incelenmeye değer en somut bir belge niteliğini bugün olduğu gibi yarın da koruyacaktır.