Dilimizin temizlenmesini istiyenlerdenim; çünkü Arapça, Farsça kelimeler bugün bizim zevkimize uymuyor. Ben başta olarak bazılarımız sanıyoruz ki bir takım kelimeler kalacaktır. Halbuki kalmadığını görüyoruz. Bizden sonra gelenler onları birer birer atıyor. Meşrutiyetten sonra başlıyan yeni dil akışında "noktai-nazar", "Mevzuu-bahis", "sarfınazar" gibi yabancı kurallara uygun birtakım terkiplerin kalacağı, çünkü onların konuşma dilimize bile işlediği söyleniyordu. Gördük ki kalmadlar. Bugün lâtin harfleriyle yazılan bir yazıda onları kullanmak gülünç oluyor.
Ne yazdıklarını bilmeyen, yalnız ne yazdıklarını değil, -ne yaptıklarını bilmeyen- birtakım budalalar hâlâ onları kullanacağız, diyorlar. Varsın kullansınlar, çünkü çoğunun yazılarında bir mâna da yok; öyle de ölecek, böyle de ölecek şeyler.
Yeni dil akışında bütün yazarlarımız çalışmalıdırlar. Bunu, şu istiyor, bu istiyor, diye söylemiyorum. Yüz yıldan aşkın bir zamandan beri hepimiz istiyoruz. Sanmamalıdır ki dil akışı büyüklerden bir kimsenin isteğiyle olmuştur. Meşrutiyetten beri şunu görüyoruz: Hükûmet adamları önce dilin değişmesini istemiyorlar, sonra bakıyorruz kendileri de o akışa katılıyorlar. Demek ki bu, cemiyetin derin isteklerinden biri, kimse önüne geçemiyor. İşte bunun için bütün yazarlarımız bu işe çalışmalı, engel olmaya kalkışmamalıdır.
Ben kendim bu işe devletin karışmasını pek iyi bulmuyorum; çünkü devlet karışınca her söz bir buyruk halini alıyor. Yazarlarımız önce buna sinirleniyor. Halbuki benim, şunun, bunun kullanacağımız kelimeler ancak önerge, yani birer tekliftir. Beğenilirse tutar, beğenilmezse gider.. (Yukarıda düşünmeden halbuki dedim, onun yerine oysaki demek daha iyi).
Oysaki, yukardan gelen sözler sadece teklif diye değil, herkesin kullanmak zorunda olduğu birer söz diye görülüyor. Bunun için de tutmuyor.
Dil Kurumunun büyük iyilikleri oluyor. Birçok Türkçe sözleri yeniden diriltiyor. Bir çok da yeni sözler buluyor; iyi, hep iyi. Ancak Dil Kurumunun üyelerinin hepsi gereken zevki göstermiyor. Birtakım kelimeleri, hele (sel, sal) ekiyle kurulmuş sıfatların tutmıyacağını sanıyorum. Çünkü görüyoruz, bu yurtta okur yazar hemen herkesin fenasına gidiyor. Kurum yine vazgeçmiyor.
Sonra, İmlâ Kılavuzu'nu iyice bir okudunuz mu, Sanki Türk diline hakaret olsun diye yazılmış. Memlekette Avrupalıların, hele Fransızların söyleyişini taklit etmek isteyen bir kaç bin kişi var. Onların isteklerine uymak için "Sport" kelimesi "Spor" diye alınmış. Bu, ya aslında olduğu gibi "t" ile yazılır, yahut Türkün deyişine göre başına bir "i" konur. Başka türlüsü sadece züppeliktir. Kimden gelirse gelsin Türkiye'de 18 milyona yakın insan yaşar, bu 18 milyonun hiç değilse 17 milyonu "candarma" der. İmlâ Kılavuzu'nu açın, Türk dilinde olmıyan "j" harfiyle görürsünüz.
Yeni dil akışının edebiyatımızda ne gibi iyilikleri olacağını bilmiyorum. Güzel yazmak ellerinden gelenler yeni dille de çok güzel şeyler yaratabilirler. Bence dil işi bir edebiyat işi değildir.