www.halkbilimi.com - Örnek,Sedat Veyis : "Türk Folk...

Türk Folkloru

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Örnek,Sedat Veyis ; "Türk Folkloru" ; Türk Dili Dergisi ; Şubat / 1977 ; Cilt : 29 ; Sayı : 269 ; Sayfa : 455
Buradan İndirebilirsiniz:   

Halkbilimi (folklor), bir ülkenin ya da belirli bir bölge halkının özgün kültür ürünlerinin tümünü kapsayan; bunları kendine özgü yöntemleriyle derleyen, çözümleyen, yorumlayan ve bir bireşime vardırmayı amaçlayan; halk hekimliğini, halk botaniğini, halk meteorolojisini, halk edebiyatını, halk müziğini, halk oyunlarını, geleneksel tiyatroyu, halk sanatlarını, halk inanmalarını, giyim-kuşamı, geleneği, göreneği, töreleri; doğum, evlenme, ölüm gibi yaşamın önemli geçiş dönemleriyle ilgili gelenekleri, pratikleri, törenleri; bayramları; çocuk oyunlarını, yerel dernekleri ve dayanışma örgütlerini, buralara girme törenlerim ve kurallarını; ekim, ürün alma, bolluk ve yağmur duası gibi tarımla ilgili törenlerle bu saydıklarımıza ekleyebileceğimiz daha nice konuyu içine alan ve inceleyip araştıran bir bilim dalıdır. Halkbilimi bunları yaparken halk yaşamının bütününü kapsayan ve temelinde o halkı oluşturan insanların ortak davranış kalıplarını, belirli olaylar ve durumlar karşısındaki tavırlarını, dünyaya ve evrene bakış açılarını saptamaya çalışmaktadır (1). Halkbilimi hem kendi gerecini sistemli bir biçimde serimleyip, çözümleyip bir bireşime kavuşturmaya yönelirken, hem de söz konusu gereçten süzeceği, damıtacağı ürünle yerellik, ulusallık aşamalarından geçerek evrensellik durağına varmayı amaçlar. Bu halkbiliminin en uç noktasıdır.Halkbiliminin bir başka önemli görevi de çağdaş ve özgün kültürel yaratmaları, kökleri eskilere giden kültürel verilerle temellendirmek; bunlardan yapılacak seçmeler ve işlemelerle ulusal yanı ağır basan, kalıcı verimler yaratmaktır. Demek oluyor ki, sanıldığı gibi folklor sadece bir eğlence, bir gösteri türü değil, tersine söz konusu ülke halkını oluşturan insan hamurunun mayasını ve bu mayanın geçmişini çözümlemede önemli rol oynayan bir bilim dalıdır. Durum böyle olunca, Türk halkbiliminin değişik alanlarına ilişkin bilimsel yayınları sevinçle karşılamamız gerekir. 1973 yılının son aylarında iki önemli yapıt yayımlandı: Bunlardan biri Prof. Pertev Naili Boratav’m Türk Folkloru2 öteki de Dr. Saim Sakaoğlu’nun Gümüşhane Masalları.2 3 Biz bu yazımızda Pertev Naili Boratav’m Türk Folkloru’mı tanıtacağız.

Pertev Naili Boratav adı hiç kuşkusuz Türk halkbiliminin temel taşlarından biridir. Türk halkbiliminde özellikle Türk halk edebiyatı alanında bilimsel erkini ve verimliliğini haklı bir biçimde tanıtlamış olan P. N. Boratav, gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında yaptığı çeşitli yayınlarla; katıldığı kongre, seminer ve sempozyumlarda Türk halkbilimine ilişkin bilimsel bildirileriyle Türk kültürünün sınırlarımız dışında kültür temsilciliğini yapan, ulusumuzun yüzünü ağartan üç beş bilimerinden birisidir. Araştırma ve incelemeleri yanı sıra uzun süreden beri yaşadığı Paris’te "Centre National de la Recherce Scientıfique" te uzman olarak çalışan ve "Ecole Pratique des Hautes Etudes" de Türk halk edebiyatı konusunda dersler veren, seminerler yöneten Boratav’ın makaleleri, bildirileri, çevirileri dışında yurt içinde ve yurt dışında basılmış olan yapıtları şunlardır: Köroğlu Destanı (1931), Folklor ve Edebiyat (2 cilt, 1939, 1945), Bey Böyrek Hikayesine Ait Metinler (1939), Halk Edebiyatı Dersleri (1942), İzahlı Halk Şiiri Antomojisi (H. V. Fırath ile, 1943), Pir Sultan Abdal (A. Gölpmarlı ile, 1943), Halk Hikayeleri ve Halk Hikayeciliği (1946), Typen Türkischen Volksmaerchen (W. Eberhard ile, Wiesbaden, 1953), Contes Turcs (Paris, 1955), Zaman Zaman İçinde (tekerlemeler-masallar, 1958) Türkische Volksmaerchen (Berlin, 1967), Az Gittik Uz Gittik (1969), 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı (1969).

Yazarın son yapıtı olan Türk Folkloru (İnanışlar, Töre ve Törenler, Oyunlar) alt başlığını taşımakta ve beş bölümden oluşmaktadır. Bunlar sırasıyle: "inanç ve Töre Kuralları", "Tabiat Bilgisi-Tabiat Yasalarını Etkileme", "Beşikten Mezara: Geçiş Töreleri", "Bayramlar", "Oyunlar" ile "Sonuçlar-Sonsöz"dür.

1. Soruda konu sınırlamasını, başka bir söyleyişle yapıtında hangi konuları ele alacağını belirten yazar, "... bu ciltte Türk halkbiliminin kapsadığı olgu ve olayların ne bütün çeşitlemelerinin tasviri, ne de her olgunun Türkiye ölçüsünde karşılaştırmalı incelenmesi tasarlanmadı. Bu kitap, Türk halkbilimini bütün yönleriyle ele alan ilk bir deneme niteliğinde olduğu için, bu bilimin bugünkü durumunda, ortalama her aydının kafasında kıpırdanan birçok sorulara karşılık vermek kaygısı, kimi soruları da, üzerlerinde düşünülsün, tartışılsın diye ortaya atmak düşüncesiyle yazıldı. Olgunlardan, olaylardan, işlemlerden, üzerinde durulmaya değer örneklerle, bugünün olanaklarına göre, sağlam sonuçlar belirtilmekle yetinildi." (Soru 6, 7) diyerek yaklaşımım açıklıyor.

Efsaneler, öyküler, masallar, halk inançları çoğu zaman olağanüstü olaylara yönelik nitelikleriyle günlük olayların çerçevesinden taşarlar. Efsanelerin bir başka özelliği de "etiolojik", yani "nedenliği açıklayıcı" oluşlarıdır; tanrıların, insanların, evrenin oluşumunun ve sonunun yanı sıra hayvanların, bitkilerin, dağ, kaya, ırmak vb. doğa öğelerinin oluşum ve dönüşümlerini de açıklamaya ve anlatmaya yönelik efsaneler bütün bunları genellikle doğaüstü ve kutsal bir alan içerisinde olup bitirmektedirler. Türk Folkloru’nıın birinci bölümünde Türk halkının çevresini saran doğa olaylarının ve doğa öğelerinin, efsanelerin prizmasından geçerek oluşum ve dönüşümleriyle insan ve doğa (geniş anlamıyle doğa) arasındaki ilişkiler tipik örnekleriyle veriliyor, böylece halkımızın çevre algılamasının biçimi belirlenmeye çalışılıyor. Efsanelerin bir uzantısı, çoğu kez de kopuk parçalar halinde günlük yaşam düzeyine indirilmiş bir biçimi olan halk inançları, yazarın gerek özleri, gerekse biçimleri yönünden kümelemeye çalıştığı konularda ilginç anlatımlarını buluyor. "Mekân"ı kutsal ye kutsaldışı diye ikiye ayıran insanlık düşüncesi (burada halk düşüncesi) zamanı da elbetteki bu ayırımdan uzak tutmuyor, onu da bir bölümüyle tabulaştırırken, bir bölümüyle de dünyasal, günlük, olağan kılıyor; böylece iş ve eylemlerde zorunlu kaçınmaların, sakınmaların ya da doğal davranışların bir tablosunu çizmiş oluyor (Soru 26-27). Sözdeki büyüsel ve gizemci güçle addaki, sayıdaki özün, içeriğin çoğu zaman büyüsel ve simgesel anlam özelliklerinin değişik halk inanmalarındaki yeri, önemi ve rolleri üzerinde de duruluyor.

Kitabın ikinci bölümünde "uğur", "bereket" ve "yorum" sözcüklerinin anlam kapsamları üzerinde durulmakta, özellikle "yorum"a ilişkin tipik örnekler sunulmakta; sonra büyüye geçilmekte, büyünün kavram özellikleri, büyü çeşitleriyle büyü reçetelerinin özlerine ve biçimlerine ilişkin çözümlemelerin örnekleri verildikten, gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra, Türk halk biliminde önemli yerleri olan "ocak"a, "üfürük"e, "afsun"a geçilip, "urasa", "ırıklama", "parpulama", "dalak kesme", "köstek kesme" gibi önemli büyüsel işlemler örnekleriyle açıklanmaktadır. "Muska" ve "nazarlık" dan sonra "halk hekimliği"ne geçilerek sırasıyle yatırların, ocakların, üfürüğün, afsunun, urasanın, kutlu yerlerin sağaltma yöntemlerinde oynadıkları rollere değinilip örnekler verildikten sonra bu tür işlemlerin içerdikleri öğelere ve izledikleri yönteme göre "büyülük ve büyülük- akıllık" olarak ayrımı yapılmaktadır. Halk takvimi ve halk meteorolojisine de yer verilerek ikinci bölüm sona erdirilmektedir. Yazar bu bölümde insanoğlunun çevresini kuşatan ve çoğu zaman doğrudan doğruya insana yönelen olgular, olaylar,görünümler ve belirtilerle,bunlara sahne olan büyüsel alandaki çekişmeleri; etki ve tepkileri; zararlı dış etkilerin yorumlanmasını, tanınmasını, bunlardan korunmayı; doğaüstü güçlerle insanlar arasında aracılık yapan "folklor" kurumlarının belirtilmesini, örneklenmesini, açıklamasını başarıyle ortaya sermekte; çoğu geçmiş zamanlardan kalan ve büyünün dokunum ve benzerlik ilkelerine dayanan işlemlerinde görülen akıldışı uygulamalarla hastalıkların sağaltılmasını, doğa olaylarını etkileyerek onları kişi ya da toplum yararına yönelik doğrultulara çevirme çabasını; kısaca, insanla doğa kanunları arasında verilen ve büyük bir yanıyle akıldışı alanda geçen bir tür savaşın panoramasını ustalıkla vermektedir.

İnsan yaşamının üç önemli aşaması, geçişi vardır: Doğum, evlenme ve ölüm. Bu üç önemli aşamanın, geçişin çevresinde bir sürü alışkı (âdet), gelenek, kuttören, dinsel ve büyüsel işlem kümelenmekte, söz konusu "geçiş"leri yönetmektedir. Bunların hepsinin amacı insanın yeni durumunu kutlamak ve kutsamak, aynı zamanda da onu "geçiş" sırasında yoğunlaştığına inanılan tehlikelerden ve zararlı dış etkilerden korumaktır. P. N. Boratav, kitabının üçüncü bölümünü işte bu "geçiş" dönemlerini - gerek konuyla doğrudan doğruya ilişkili kimi monografilerden, gerekse kendi arşiv ve belgeliğinden yararlanarak - serimlemekte ve yeri düştükçe açıklamakta ya da yorumlamaktadır. Türk halkbiliminin, daha doğrusu halkbiliminin önemli bir bölümü olan "beşikten mezara" kadarki geçiş töreleri ve törenleri böylece üçü bir arada ele alınmış ve bir bütünlüğe kavuşturulmuş oluyor.

Kitabın dördüncü bölümünü oluşturan "Bayramlar" bölümünde yazar, bayram kavramını ana öğelerine temellendirerek açıklamakla işe başlıyor ve yerinde bir yaklaşımla, yani "çok yönlü bir kümeleme yoluyle, bayramların çeşitli yönlerini belirtme işinin daha elverişli" olacağını kabul ederek bayramları sekiz kurala göre kümeliyor. Sırasıyle "dinlik", "ulusluk", "mevsimlik" bayramları tek tek açıkladıktan sonra "yatır ziyaretleri ile bayramların, bayramlar ile panayırların ilişkileri"ni, "köylü, göçebe topluluklarının ve zencilerin kendilerine özgü bayramları"nı da söz konusu ederek, deyim uygun düşerse, bize halkın kutladığı ve kutsadığı Zengin içerikli ve renkli bir "halk bayramları takvimi" sunuyor bu bölümde. Ayrıca "mevsimlik" bayramlarla ilgili olarak "koç katımı"na, "saya bayramı"na vb. yer vererek konuya ilişkin ilginç açıklamalar ve doğru bireşimler getiriyor.

Beşinci bölümün konusu olan "Oyunlari’da, oyun deyiminin çeşitli anlamları kısaca belirtildikten soma, hallcbilimsel anlamda oyundan ne anlaşılması gerektiği üzerinde durulmakta, sonra da oyunların kümelenmesine geçilmektedir. Yazarın, kitabının bütününde önemle üzerinde durduğu kümeleme işini bu bölümde de sürdürdüğü görülüyor. (P. N. Boratav’ın, R, Caillos ve R. Pinon’nun yanı sıra oyunların sınıflandırılması konusunda uluslararası adlardan biri olduğunu yeri gelmişken belirtelim.) Oyun, kümeleme sisteminin ana kurallarını özetledikten sonra, salt çocuklara özgü oyunlar için de bir kümeleme vermektedir. "Rastlantı", "talih", "kader-kumar", "fal" oyunlarının ortak ve ayrı nitelikleri belirtiliyor, "büyülük" ve "törelilc" özlü oyunlardan örnekler veriliyor; daha sonra da gövde ve zekâ becerisiyle gücüne dayalı oyunlarla "geleneklik oyun spor ilişkileri", "katışımlı" oyunlar örneklenerek açıklanıyor; çoğu oyunun kaçınılmaz öğesi olan oyuncağa da değinildikten sonra oyun araştırmalarının ve incelemelerinin, özellikle çocuk oyunlarının önemi vurgulanıyor. Yazarın haklı olarak önemini belirttiği oyunun insanlık kültürünün oluşumundaki rolü ve yeri bilim adamlarınca çoktan saptanmıştır. Öyleki insanı niteleyen özellikleri deyimleyen "Homo sapiens", "Homo faber"in yanı sıra "Homo ludens" = (oynayan insan) deyimi de yer almaktadır.

"Sonuçlar-Sonsöz" bölümündeyse yazar, "yöntem sorunlarına" değinmekte, kırk yılı bulan bir araştırma, inceleme uğraşısının toplamı olan sağlam deneylerine dayanarak halkbilimi alanında çalışanlar ve çalışacak olanlar için "derleme, açıklama, yorumlama ve değerlendirme sorunları üzerinde görüşlerini özetlemeye" çalışarak, "geleceğin halkbilimcilerine, ve sanatçı olsun, yazar olsun, eğitim ve bilim işçisi olsun, bütün aydın kişilere Türk halkını öğrenme ve eğitme çabalarında yararlı olabilme"nin genel çizgileriyle de olsa yollarını göstermekte; Türk halk biliminin yöntem, araştırma, inceleme sorunlarını, bugünkü durumunu ortaya sermekte, ayrıca Türk halkbiliminin konuları için hazırlamış olduğu kümeleme şemasının bir örneğini vermektedir.

Türk halkbiliminin "İnanışlar, Töre ve Törenler, Oyunlar" kesimini, bilimselliğin gerektirdiği boyutlar içerisinde açık-seçik anlatımıyle, bol örneğiyle, karşılaştırmalarıyle serimleyen, açıklayan ve yorumlayan Türk Folkloru, ülkemizde sesini duyurmakta güçlük çeken bir bilim dalının şimdilik koro başı olacak niteliktedir. Uzun yılların deneyinin, bilgi yığınının görüşünün, yoğun bir bilimsel ortam içinde bulunmanın ürünü olan Türk Folkloru ulusal kitaplığımızda seçkin yerini alacak, Türk halk kültürüyle uğraşanların sık sık el atacakları bir kaynak olacaktır.

Türk Folkloru bütün olumlu, övgüye değer yanlarına karşın, elbetteki her yapıt gibi - hele bu serimlediği konunun ilk denemesi, ilk kitabı olursa - birtakım eksiklerden uzak kalamazdı. Örneğin kitapta, konuyla doğrudan ilişkili olan alışkı (âdet), gelenek, görenek, töre vb. temel kavramların tanımlama ve açıklamalarına bir soru ayrılmaması bizce önemli bir eksikliktir. Çünkü 330 sayfalık kitapta bu türden kavramlar sık sık geçmekte; meslekten olmayan okuyucu için örneğin alışkının gelenekten, törenin görenekten ne gibi ayrımı olduğu bilinmediği sürece, anlam bulanıklığına düşmek olasılığı artmaktadır. Öte yandan yazarın, Türkiye’de çıkan halkbilimsel yayınları yakından izlemeye çalışmasına karşın, ister istemez birçok önemli yayını göremediği ve dolayısıyle bunlardan yararlanamadığı anlaşılmaktadır. Yazarın yurt dışında bulunması nedeniyle ortaya çıkan bu önemli eksikliğin kitabın ikinci baskısında giderileceği kanısındayız. Yazar konuya ilişkin kaynakları, yararlandığı derleme metinlerini, metin içinde vermekte, böylece kitabın sonuna bir kaynakça eklemeyi gereksiz görmektedir. Oysa sonda yer alacak - metin içindeki kaynaklarla - konuyu bütünleyecek zengin bir kaynakçanın verilmesi okuyucu için çok yararlı olurdu. Bir başka noktada kitabın başlığı: "Türk Folkloru". Bildiğimiz kadarıyle ve metin içindeki . kullanışlarından anlaşıldığı gibi yazar "folklor" yerine halkbilimi terimim benimsemekte, hatta bunu Türk Halk Edebiyatı adlı kitabında önermektedir (bkz. a g y, s. 10-12). Kitabın dış kapağında "Türk Folkloru" olan başlık, iç kapakta "Türk Halkbilimi" olarak görünmekte, 330 sayfalık metinde de hep "halkbilimi" olarak geçmektedir. "Giriş"deki açıklama da. -yayınevinin mi yoksa yazarın mı belli değil-bu çelişkiyi açıklamaya yetmiyor. Anlaşılan yayınevi "folklor" terimini, yaygınlığını gözönünde bulundurarak, "halkbilimi"ne yeğ tutmuş. Yazık ki, böylece "folklor" deyimi daha bir güçleniyor, ve anlam sapmasını önleyecek olan "halkbilimi" deyiminin ötekinin yerini alma fırsatı kaçırılmış oluyor.

"İnanışlar, Töre ve Törenler, Oyunlar" dışında kalan halkbiliminin öteki uzmanlık konularını da bu işi 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı ile başlatıp, 100 Soruda Tük Folkloru ile sürdüren Gerçek Yayınevinden beklemekteyiz.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Türk halkbibilimine on beş yapıt kazandırmış olan Pertev Naili Boratav’dan, bu alçak gönüllü halkbilimi ustasından hepimizin öğreneceği çok şey var.

(1) bkz.:S.V. Örnek, "Türk Halkbiliminin Sorunları" Türk Dili, 1 Şubat 1973, Sayı:257

(2) Prof. P. N. Boratav, Türk Folkloru, İstanbul 1973, Gerçek Yayınevi, "100 Soruda Dizisi: 40".

(3) Dr. S. Sakaoğlu, Gümüşhane Masalları, Ankara 1973, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 60.



Arşiv
Dergiler
Gazete
Kitaplar
Web Siteleri
Tez
Sunum
Fotoğraf
Video
Broşür
İletişim: ilhaner@ilhaner.com

Arama

 

 
 

Bizi Destekleyenler

Halkbilimcilerimiz