Köylü Tiyatrosunun Ataları-3 Eski Toplumlarda Tanrılar ve Dinlik Törenleri

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Erdek,Kenan ; "Köylü Tiyatrosunun Ataları-3 Eski Toplumlarda Tanrılar ve Dinlik Törenleri"; Halkbilimi (ODTÜ-Türk Halk Bilimi Topluluğu) (1. Seri); Şubat / 1977; Sayı: 24; Sayfa: 17

Asurlularla çağdaş ve komşu olan Anadolu Hititlerinin tanrıları kendilerinden sonra gelen Friğyalılar, Yunanlılar ve Romanlıların dinleri üzerinde büyük etki yapmışlardır. Tarihçilerden ve bu konuda yazılmış ansiklopedilerden edinilen bilgilere göre, Hititler totemik ve efsanevi çok tanrılı bir dine inanıyorlardı. Tanrılar tıpkı insanlar gibi kadınlı erkeklidirler. Tanrılarını güçlü insanlar olarak görüp nitelendiren Hititler, doğa olaylarının her birinin ayrı bir tanrı tarafından oluşturulduğuna inanıyorlardı. Tanrılarının en önemlileri yer ve gök tanrılarıdır. Güneş tanrısı da denilen gök tanrısı kudret ve dölü temsil ediyordu. Kadın olan yer tanrısı ise bereket ve bolluğun temsilcisiydi. Tanrıca eşi olan tanrılarla birleşince, baharın, yeşilliğin ve hıdrellezin gelmesine neden olurdu. Ayrılmaları ise Kasım ayının soğuk günleriyle kışın gelmesine neden olurdu.

Etilerde (Hititler) bereket tanrısı da denen yer tanrısı bütün ülkede tanınır ve sayılırdı. Konya/Ereğlisi yakınındaki İvriz'de bir elinde bir başak demeti öteki elinde de üzüm salkımları tutan bir kabartması vardır. Bu kabartmanın başlığında boğa boynuzlarına benzeyen boynuzlar vardır. Boğa ise koyun yetiştiricileri için üreme simgesidir ve koç kurban edilir kendisine. Yine Konya/Çatalhöyük'te yapılan kazılarda büyük güç, ana tanrıçanın heykelcikleri yanında kutsal hayvan boğanın da çok sayıda heykelciklerine rastlanmıştır.

Bunun yanında, Hititlerin adı Teşup olan ve bir elinde balta bulunan, öteki elinin parmaklarından şimşekler çakan bir gök tanrısı vardır. Bu tanrının Hepet adında bir karısı vardır. Hititlerin inanışlarına göre bu karı-koca tanrılar her yıl Mayıs ayı başlarında birleşirler. O zaman bütün dünya bunların şerefine yeşillenir ve çeşitli ürünler meydana gelirdi. Kasım ayında ise birbirlerinden ayrılıyorlardı. O zaman da bu ayrılıştan dolayı doğa yas tutar, ağaçlar sararır, yapraklar dökülür, otlar ölür, havalar soğurdu. Kötü olayları tanrıların kavgalarına ve ayrılmalarına yorumlayan Hititler, onlara kutsal günlerde kurban keser, adaklar sunarlardı. Bu nedenlerle yapılan törenlerde dinin de başı olan kral başkanlık ederdi. Ayrıca bahar aylarında yapılan törenlerde daha sonra Frigyalıların törenlerine temel teşkil etmişlerdir.

Anadolu'ya batıdan gelen Friğyalılar, Anadolunun eski yerlileriyle kaynaşarak (t.ö. 800) yıllarında Anadolu'da hüküm sürmüşlerdir. Nana denilen bir yer tanrısına tapıyorlardı. Bunun sevgilisi de yine bir yer tanrısı idi. Adı Attis'dir. Bu iki tanrı hakkındaki inanışlarına benzerlikleri dikkat çekmektedir. Bu konuda F. Challaye şöyle diyor :

"Bazı Hitit heykelleri yorumlanmak suretiyle bunların, Kıbele, Attis ve bir çeşit Dionysos gibi Friğya tanrılarının asılları oldukları yolunda bir ihtimale varılmıştır. Sanıldığına göre bu noktada Friğyalılar Hititlerin dinsel miraslarına konmuşlardır." (7) Mısır'da Oziris, Suriye'de Temmuz (Adonis) ne ise Friğyalılar içinde Attis odur. İnanışlarına göre, tanrıca Nana (veya Kibele) sevgilisi Attis'i her yıl sonbaharda ölüme zorlardı. Sonbaharda ölen tanrı ilkbaharda yeniden diriliyordu. Attis'in ölümü için iki ayrı anlatı vardır : Birisi için; Attis'i Mezepotamyada olduğu gibi, bir yabandomuzu öldürmüştür. İkincisine göre ise; Attis bir çam ağacı altında erkekliğini gidermiş, fazla kan kaybı yüzünden ölmüştür. Daha sonra Yunan ve Roma tanrıları arasında yer lan Attis'den dolayı. Hıristiyanların her yıl Noelde çam ağacı süsledikleri sanılmaktadır. Her yıl ölüp dirilen Attis, Anadoluda köklü inanç ve törelere kaynak olmuştur. Sonbaharda herşeyin sararıp solmasına, doğanın ölmesine işaret eden, Attis'in ölümü, tutulan yaslarla ve ağıtlarla kutlanır. İlkbaharda herşeyin yeniden canlanmasına işaret eden dirilişi ise, şenlikler de bayramlarla karşılanırdı. Bu bayram şenliklerinde davul, dümbelek, ney gibi çalgılar çalınır, çılgınca dans edilerek eğlenilirdi. Attis de buğday tanrısıdır. ölümü ve dirilişi, olgun buğday başaklarının orakla biçilişi, ambarlara konuluşu, toprağa gömülüşü ve yeniden canlanıp yeşermesini temsil etmektedir.

Anadolu'da çok yayğın ve köklü törenlerle şenliklere neden olmuş, günümüzdeki Köylü Tiyatrosunda (Seyirlik Köylü Oyunlarında) izlerine en çok rastlanan Anadolu tanrısı Dionisosdur. Tırakya çıkınlı olduğu söylenen bu tanrıya her ne kadar Yunanlılar sahip çıkıyorlarsa da onun bir Anadolu tanrısı olduğu ve Yunanlıların onu, Adonis'i Mezepotamyadan, Oziris'i Mısırdan aldıkları gibi Attis ile beraber doğudan yani Anadoludan alarak adına şenlikler düzenleyip, hayat hikayelerini anlattırarak oyuncuları ayrı olan tiyatronun doğuşunu gerçekleştirdiklerini Avrupalı araştırıcılar ortaya koymuşlardır. Zaten Yunanlıların tanrılarının büyük bir bölümünü Anadolulu tanrılar oluşturmaktadır.

F. Challaye şöyle diyor : Friğya'da bir de şarap ve sarhoşluk tanrısı Dionisos'a tapmış vardı ki, bu vesile ile sefahat ve içki âlemleri yapılıyordu, öte yandan,

"Tanrı Dionisos (veya Bakkhos) daha çok şarap ve sarhoşluğu canlandırır. Ona tapım da coşkun danslar, coşkun müzik, sarhoşluğa varan bir aşırılıktadır. Daha çok gizli törenleri, coşkun törenlerinin sarhoşluğuyla bilinen Trakyanın kaba boyları içinden çıktığı sanılmaktadır. Dionisos aynı zamanda ağaçların da tanrısıydı. Çok defa direk üzerine kolsuz bir örtü örtülür, sakallı bir baş,- sağından kolundan yapraklı dallar, sarmaşıklı dallarla gösterilirdi. En çok da sarmaşık ve incir ağacıyla ilintilidir." (8)

Dionisos ve Anadolu Köylüsü adlı yapıtında böyle diyen And, Dionisos törenleriyle Seyirlik Köylü Oyunları arasındaki ilişkiyi göstermeye çalışmaktadır. Buğday ve tarımla da ilgili olan Dionisos, öteki bitkisel tanrılar gibi bir ölmüş ve sonra yeniden canlandırılmıştır. Onunla ilgili şenliklere gelince, bunlar özetle şöyledir :

Çiçekler açınca, ürünler olgunlaşırken, asmalar budanınca Çiçek Bayramı ilkbahar tanrısı Dionisos adına kutlanıyordu. Bizim Şubat ayının ortalarına rastlayan bu tarihte, şarap ikinci kaynamasını bitirip, içilir duruma gelir, şarap kapları açılır, ğenel şenlik olurdu. içilir, gençler şarap tulumları üzerinde sıçrar, kızlar salınacaklarda sallanır . Bütün bunlar bolluk getirmek içindir. Ertesi günü Dionisos tapınağına götürülür halka dağıtılırdı. Kral başlığını taşıyan yargıç içki içme yarışmasına başkanlık eder, karısı da Dionisos ile evlenirdi. Dionisos'u temsil eden ya onun öküz biçiminde heykeli ya da başına boynuzlar takmış, post giymiş bir oyuncu olurdu. İkinci günün gecesinde ve üçüncü gününde yani şenliğin son gününde tahıl lapası yapılır, ölü ruhlara yeraltına giderken yardım ve eşlik eden Hermes'e sunulurdu. Düğün olurken sokaklarda uçuşup dolaştıkları sanılan ruhları uzak tutmak için akdiken çiğnenir, evlerin kapılarına zift bulaştırılırdı.

Bunun yanında Mart ayında kutlanan Büyük Dionisia törenleri ile bitkisel yaşamın uyanmasını sağlamak için Ocak ayı içinde yapılan kış şenlikleri de vardır. Aralık ayında düzenlenen bu kış Dionisiasında ise erkeklik aygıtı bir geçit alayından geçirilir, şakalar, oyunlarla tohum ekiminin bolluğu sağlanırdı, bir de lapa sunulurdu. Oyunlar arasında özellikle Dionisos'un yeniden doğuşu canlandırılırdı.

Buraya kadar anlatılanlardan görüyoruz ki, çoğu tanrılar adına yapılan bu törenler mevsimlik örnekler üzerine yineleniyorlar. Bu dinsel törenlerin hepsi de görevseldirler. Amaçları ölüp-dirilen tanrıların kişiliğinde ölen ve yeniden canlanan doğa içindir. Efsanelerle kalıcılık özelliği kazanarak zamanımıza kadar ulaşan bu törenler sadece Yunanistanda değil, ondan çok daha önce Mısır'da Mezepotamya'da, Anadolu Hititlerinde de vardı. Bu törenlerin hepsi de insanların geçimleriyle, üretim ve tüketim çalışmalarıyle dolayısıyle de doğanın ölümü yani bitkilerin kuruması, ağaçların yapraklarını döküşü, hayvanların üremeyi durdurması ile baharda doğanın tekrar canlanışı ile sıkı sıkıya ilgilidir. Törenlerin öteki tanrılardan daha çok bitki ve tarım tanrıları, bereket ve güneş tanrıları ile ilintili olması da bu nedene dayanıyordu.

Bu törenlerde iki karşıtın bir yarışı, bir savaşı, yenişmesidir temel olan; eski kovuluyor yerine yeni geliyordu: Eski yıl ile yeni yıl, yaz ile kış, aydınlık ile karanlık, sıcak ile soğuk, kuraklık ile yağmur, yaşam ile ölüm çatışıyordu. Sonunda da önceden belli olan taraf kazanıyordu. Bazen de bu bir gelinle, kutsal bir evlenme ile birleşiyordu. Bütün bu törenlerde ortak olan konu gördüğümüz gibi ölüp yeniden dirilme idi. Böylece ölen tanrı ile beraber doğanın ölümü ve tanrı ile beraber yeniden canlanışı dile getirilerek bolluk ve bereket yeniden sağlanıyordu.

Bu törenlere biraz daha yakından baktığımızda, hemen hepsinin karşılıklarını bulan Anadolu'da bulabildiğimiz dört öğe karşımıza çıkar: Bunların ilki, yas, dövünme, ağlama, ağıt, uluma ve penhiz bunun belirleyici özellikleridir. Mısırda Oziris, Mezepotamya'da Temmuz (Adonis), Anadolu'da Attis, Yunanda Demeter ve Kore ile Dionisos inancı ve törenlerinde olduğu gibi. İkinci öğe ölümü getirecek kötülük ve utanmazlıktan kurtulmadır. Bunun için en çok başvurulan da su ve ateştir. Üçüncü öğe ise güçlendirmedir : Bu da dövüşme, savaş, yarış gibi şekillerde veya çiftleşme yoluyla yapılır. Dördüncü öğe ise yeni dönemin gelişi, ürün ve bereket iyi olunca, doğanın canlanışını sevinçle kutlama ve şenliktir: Bunların yanında kurdan verme ve topluca yemekte vardır. Bu törenlerin yapıldıkları günler ve senenin belirli dönemleride ilgi çekicidir; çoğu güz ve bahar aylarında, güntiin eşitliğindedir.

Anadolu'da köylü tiyatrosunda bu öğelerin hepsini buluyoruz. Dinsel törenlerinde ana konusu olan ölüp-dirilmeyi konu alan oyunlara, Anadolu köylüsünün oynadığı seyirlik oyunlar içinde pek çok örnek vardır. Bunlardan bir tanesini Anadolu'nun hemen hor bölgesinde çeşitli şekillerde önümüze çıkan "Arap oyunu" nu görelim. Bu oyunu kış yarısında düzenlenen saya töreninde oynandığını söyleyen A. Kutsi Tecer'den özetler P. N. Boratav :

"Törenin iki yönü vardır : Birincisi, 'Saya gezmesi' adını alır; deve ve tilki kılığına girmiş aktörlere katılan üç kişiyle birlikte meydana gelmiş kafile kapı kapı dolaşarak türküler (Saya türküleri) çağırırlar. Hayvan kılığında olanların boyunlarına, bacaklarına çanlar takılmıştır. Bu kafilenin kişileri' gezerlerken türlü şaklabanlıklar yaparlar. Gezinin amacı evlerden yemek, pişirmeye yararlı erzak toplamaktır. Toplanan erzakla toplanan yemekler; bulgur pilavı, helva... birlikte yenilir. Gerek gezi esnasında (köyün bir meydanında, ya da bir evin avlusunda), gerekse yemek için toplanılmış olan odalarda çıkarılan oyunlar törenin ikinci bölümünü meydana getirir.

Geleneğe göre Saya töreninde çıkarılan Arap Oyunu üç şahıslıdır : Arap, İhtiyar, Gelin. Oyun şöyle yürütülür, (bir meydanda oynanıyorsa, deve ile tilkiler de sahneye çıkarlar). Arap devecidir. İhtiyarla gelin yaylaya göç ederlerken Arap Geline sarkıntılık eder. Arapla ihtiyar arasında kavga çıkar. Kadın hem araba, hem de ihtiyara cilve yapar. (Bu arada hep birlikte bir halay da tutarlar) Arapla ihtiyarın kavgası kızışır. Sonunda arap ihtiyarı öldürür. Ama gelini elde edemez. Gelin ölünün başında ağıt yapar. Seyirciler ihtiyarın ağzına çerezler verirler; ihtiyar yavaş yavaş dirilir. Dirilme seyircinin neşesini yerine getirir. Davul zurna ile yeniden halay tutulur." (9)

Törenin ilk bölümündeki Saya gezmesine çeşitli yörelerde olduğu gibi Konya/Hadim'in Gezlevi köyünde 'Dekecik' (10) adı altında rastlıyoruz. Oyunun bereket ve bolluk getirmek amacı güttüğünü oyundaki: "Deke kattık duydunuz mu?/ Selam verdik aldınız mı?/ Gök geçiler ekiz ekiz guzlasın/ Dördü sekiz guzlasın" sözlerinden de kolayca anlıyoruz. Arap oyununu ise yine aynı köyde 'Şebek Oyunu (arap oyunu)' (u) adıyla buluyoruz. Dört kişiyle oynanan bu oyunda ölüp-dirilme öğesine rastlanmıyorsa da, şebek oyununun da çıkarıldığı 'Kütük' (12) törenlerinde ölme ve ölenin ağzına çeşitli şeyler konularak diriltilmesini bulmuş oluyoruz. Bu oyunlara çok sayıda örnekleri Metin And'ın 'Dionisos ve Anadolu Köylüsü' adlı yapıtı ile Ahmet Kutsi Tecer'in 'Köy Orta Oyunları' adlı yapıtında bulabiliriz.

Bu oyunlarda ihtiyar ya da başka bir oyuncunun ölümü ile ağıt öğeleri, artık kışın gücünü yitirmesine (veya bazı yerlerde yazın ölümüne) bir işaret, verilen çeşitli yiyecekler veya değişik usullerle de ölenin dirilmesi, bundan duyulan sevinç te doğanın yeniden canlanması ya da o günlerin yaklaşımını müjdeleyen anlatım öğelerinden başka bir şey değildir.

Köylü tiyatrosunun en önemli öğelerinden birisi de 'Taklit'tir. Başına geyik, boynuzları takan, keçi kilinden sakal ve bıyık yapan, maske takan, hayvan postu bürünerek oyunlarda çeşitli hayvanların taklitlerini yapan köylünün bu davranışlarında da eski büyüsel ve dinsel törenlerden öğeleri bulmaktayız. Eski törenlerde de insanların kendilerinden bir başkası olmak, ayrı bir dünyada yaşamak için bedenlerini boyadıklarını, yüzlerine yapma veya hayvan yüzleri geçirdiklerini, kurban olan hayvanla daha iyi lişki kurmak için de onun postunu giydiklerini yukarda gördük. Bunları yaparak çeşitli dağa güçlerine etki etmeyi amaçlayan ilkel insan daha sonra da tanrısal olanla doğrudan ilişki kurmayı amaçlamıştı. Eski büyücülerin de köylü oyunlarında hekim veya doktor olarak karşımıza çıkması da bu oyunların eski törenlerden kaynaklandıklarını kanıtlamaktadır.

Bu örnekleri çoğaltmak olanağı çok geniştir. Fakat bu kadarı bile bize gerek eski örneklerle bugünkü örneklerin gerekse bugünkü örneklerin kendi aralarında karşılaştırılmaları sonunda bir yoruma varma olanağı veriyor: Bugünkü köylü tiyatrosunun benzerlikleri, ortaklıkları ile değişik uygarlık katlarının uygulamaları, geleneklerin sürekliliğiyle zamanımıza kadar uzanmaları ve ortak birkökten yani eski büyüsel ve dinsel törenlerden türedikleri sonucuna bizi ister istemez götürüyor.

DİPNOTLAR VE KAYNAKLAR

(1) "Dinler Tarihi". F. Challaye. Çev : Samih Tiryakioğlu, İstanbul. Eylül 1960. s. 14.

(2) Aynı yapıt. s. 14

(3) Aynı yapıt. s. 51

(4) "Dionisos ve Anadolu Köylüsü", Metin And. 1st. 1962. s : 16-17

(5) "Dinler Tarihi» s. 115

(6) "Dionisos ve...", And. s. 14

(7) Dinler Tarihi s. 119

(8) Dionisos ve... s. 20

(9) "100 Soruda Türk Halk Edebiyatı", P. N. Boratav, Yelken Matbaası, Şubat 1973. ss : 241-242.

(10) "Halkbilimi", «Eski Köy Yeni Kasaba», Kenan Erdek, Sayı 12, Ocak 1976, ss. 23 28.

(11) "Halkbilimi", Gezlevi Köyü İncelemeleri (2) : Seyirlik Köylü Oyunları", Kenan Erdek. Sayı 15. Nisan 1976. ss : 17-21.

(12) Aynı yapıt. s. 17-18.

Öteki Kaynaklar :

- "100 Soruda Türk Folkloru", P. N. Boratav. 1st. Aralık 1973

- "Oyun ve Büğü" Metin And. İst. 1974

- "İnsan ve Kültür" Bozkurt Güvenç İst.1974







Arama

Bizi Destekleyenler

.