Karacaoğlan Semineri Münasebetiyle: Ozanın Kişiliği, Şairliği, Yaşantısı Hakkında Kısa Bir Araştırma

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Sevengil,Kadri Kemal ; "Karacaoğlan Semineri Münasebetiyle: Ozanın Kişiliği, Şairliği, Yaşantısı Hakkında Kısa Bir Araştırma" ; Eflatun ( Sanat-Fikir-Kültür-Aktüalite) ; Nisan / 1975 ; Yıl : 7 ; Sayı : 76 ; Sayfa : 13

Halk Edebiyatımızın en büyük şairi olan Karacaoğlan'ın hayatı hakkında, yazık ki, çok az şey biliniyor. Hangi çağda yaşadığını, nerelerde yaşayıp nerede öldüğünü belgelere dayanarak bilemiyoruz. Edebiyat tarihçileri, halk sevgisiyle dopdolu bu güçlü ozanın şiirlerinden anlamlar çıkararak boşlukları doldurmaya çalışmışlardır.

Bu tür değerlendirmeler yoluyla Karaca-oğlan'ın onyedinci yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı ve ömrünü Anadolu'nun güney illerinde doldurduğu anlaşılıyor.

Halk Edebiyatımıza değerli ozanlar vermiş olan güney Anadolu halkı arasında Kara-caoğlan’la ilgili bazı söylentiler de vardır. Bu söylentilere göre şair 1600 yıllarında doğmuş, 75-80 yıl kadar yaşadıktan sonra 1680 yılların da ölmüştür. Bu bilgi daha çok Karacaoğlan’-ın:


Halep'i Osmanlı aldı 
Dağı taşa katar bir gün.

dizelerinden esinlenerek ileri sürülmektedir. Tarihçiler şairin bu sözleri ile devlete başkaldıran Halep valisi Abaza Hasan Paşa'nın yakalanıp öldürülmesi arasında ilişki bulunduğunu sanmaktadırlar. Bu sanıyı güçlendiren bir başka neden de şairin, Nemse Kıralına "Ahmet Paşa'nın yer götürmez askerle" geldiğini haber veren destanıdır. Burada adı geçen Ahmet Paşa'nın Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa olduğu anlaşılmakta ve buna göre de Karaca-oğlan'ın doğum tarihi aşağı yukarı ortaya çıkmaktadır.

Karacaoğlan'ın doğum yerine gelince, bu husustaki söylentiler biribirini hiç tutmaz. Çukurova'da Bahçe ilçesine bağlı Farsak'tan, ya da Feke’nin Gökçe köyünden olduğunu söy-llyenler vardır. Öte yandan güney Anadolu'da yaşamakta olan Barak Türkmenleri Karacaoğ-lan'ın kendi aşiretleri halkından olduğu iddiasındadırlar. Kırım'da yaşıyan bir menkıbeye göre ise Karacaoğlan Belgrad'da doğmuş, Tuna kıyılarını dolaşmıştır. Ancak bu söylenti Ka-racaoğlan'ın şiirlerindeki eda ve üslûba ters düştüğünden onun güney Anadolu toprağında, hem de bu bölgenin arap çölüne yakın bir kesiminde doğup yaşadığı sanısı güç kazanmaktadır. Şiirlerinde geçen mecazlar, tasvirler ve deyimler bunu göstermektedir.

Ünlü ozanın yaşam öyküsüne gelince bu konuda da kendisinin (İsmihan) ve (Karakız) adında iki sevgilisi olduğundan başka birşey bilinmiyor gibidir. Yalnız gene şiirlerinden anlaşıldığına göre Karacaoğlan Anadolu'nun ö-zellikle orta ve batı bölgelerini karış karış dolaşmış, hatta Nemse savaşlarından söz ettiğine göre Rumeli’de bile bulunmuştur. O çağların saz şairleri için bu dolaşmalar olağan sayılır. Bu saz şairleri, sazlarını omuzlarına vurup ora senin, bura benim diye dolaşıp dururlar, gittikleri yerde gördükleri itibara, ya da oralardan hoşlanıp hoşlanmadıklarına göre belli bir sûre kalır, sonra gene yola revan olurlardı.

Karacaoğlan'ın, şiirlerinde "Molla Hünkâr" diye Mevlâna’dan, ve Hacı Bektaş'tan söz ettiğine bakarak onun mevlevi veya bektaşi tarikatlerinden birine bağlı olduğunu ileri sürenler varsa da bu ihtimal çok zayıftır.

Hayatı hakkında pek fazla şey bilinmiyen Karacaoğlan'ın halk edebiyatındaki ünü üzerinde cümle edebiyat tarihçileri birliktirler. Çünkü onyedinci yüzyılın son yarısından başlayarak sonraki yüzyıllarda hep Karacaoğlan'dan sözedilmiş, onun koşmaları, varsağıları dilden dile, gönülden gönüle aktarılarak yaşa-tılmıştır. Birçok mecmualar onun şiirlerini nakletmişler, Aşık Ömer, Gevheri gibi ünlü ozanlar Karacaoğlan'ın etkisi altında kalmışlardır: Güneşlioğlu, Dadaloğlu, Deliboran gibi güney Anadolu'da yetişmiş halk şairlerinde, ayrıca Ruhsatî, Vahdeti, Hüseyin, İrfanî gibi şairlerde de Karacaoğlan'ın etkisi, açık bir surette göze çarpar.

Halk ağzında, şiirleri, tutkuları, hayatı hakkında bilinen dağınık öyküler kuşaktan kuşağa anlatıla anlatıla Karacaoğlan güney Anadolu bölgesinde adeta Aşık Kerem, ya da Kör-oğlu gibi bir halk kahramanı, efsane adamı olmuştur.

Onsekizinci yüzyıla ait bazı cönklerde Karacaoğlan'ın bazı manzumelerinin zamanında bestelenmiş olduğu anlaşılmakta, onun deyişlerinin sözle olduğu kadar sazla da yayılıp genişlediği görülmektedir. Doğu Anadolu ve A-zerbaycan’da derlenmiş bazı şiir mecmualarında bile Karacaoğlan'a rastlanılmaktadır. 1810 yıllarında Şemahi şehrinde Hacı İsmail adında biri tarafından yazılmış bir kitabın sonlarında Karacaoğlan'ın güzel bir manzumesi yer almıştır. Manzume şu dörtlükle başlıyor:


Alıcı kuşları alan 
Ördek ile kaz değil mi? 
Oğlanı deli eyliyen 
Ala gözlü kız değil mi?

Karacaoğlan daha çok halk zevkini dile getirdiğinden onun şiirleri de özellikle köylüler arasında kudsal nefesler gibi yaşatılmış, Karacaoğlan adı adeta kudsallaştırılmıştır.

Bugün Karacaoğlan'a ait olarak bilinen şiirlerin tümünün gerçekten bu ozanımızın malı olduğunu iddia etmek son derece güçtür. Zamanında, ya da daha sonra yazılmış birçok şiirlerin, giderek Karacaoğlan'a maledilmiş olması çok mümkündür. Bu hal yalnız Karacaoğlan için değil, başka ünlü şairler için de böyledir. Kaldı ki gerçek Karacaoğlan'ın büyük ününün çekiciliğine kapılarak daha sonraki yüzyıllarda aynı adı almış olan ozanlar da vardır.

Bugüne kadar Karacaoğlan'a maledilerek yayınlanmış 383 parça manzumeden hangilerinin asıl Karacaoğlan'a ait olduğunu kestire-bilmek güçse de, Karacaoğlan'ın yaşadığı bölgeye, içinde yetiştiği çevreye, zamanında geçmiş olaylara ve ondaki duyuş ve deyiş derinliğine, edebi kişiliğine, san'atının özelliklerine bakarak bir ayırma yapmak mümkün olabilmektedir.

Karacaoğlan yaşadığı çağın üstün değerlerine yabancı değildir. Edebi kişiliğinin dokusunda Mevlâna, Hacı Bektaş gibi tarikat ulula rını, Ali ve Hamza'nın kahramanlık öykülerini, Lokman efsanelerini, Leylâ ve Mecnun, Hüsrev-i. Şirin romanlarını, peygamberler tarihi üstüne süregelen söylentileri bilmenin büyük payı vardır. Öte yandan Karacaoğlan kendisinden önce yaşamış olan Kâtibî, Kuloğlu, Öksüzdede, Kayıkçı Mustafa gibi onyedinci yüzyılın ilk ya rısında büyük ün kazanmış halk şairlerinin etkisinden de kurtulabilmiş değildir. Manzumlerinde bu etki açıkça duyulmakla beraber Karacaoğlan'ın kendisini bu etkiye kaptırmamış olduğu da açıkça görülür. Öteki şairler büyük merkezlere özgü bazı sapmalara düştükleri halde Karacaoğlan halktan, halk zevkinden ve halk duygusundan hiç ayrılmamıştır. Edebi kişiliği bakımından sonuna kadar halk edebiyatı çerçevesi içinde kalmış, aruz vezniyle tek dize şiir yazmamıştır.

Şairimizin geniş halk kitleleri arasında, köylerde, Türkmen oymakları içinde oluşan edebi kişiliği onbeşinci ve onaltıncı yüzyıl ozanlarının geleneklerini titizlikle korumuş ve sürdürmüştür. Karacaoğlan’ın saz şairlerimiz arasındaki büyüklüğü, daha çok, bu özelliklerinden gelmektedir.

Bizim halk şairlerimiz çoğunlukla hem köy, hem de büyük merkezlerin dilini kullanmışlar, hatta bazıları divan edebiyatından örnekler vermeğe, adlarının sonuna onlar gibi mahlaslar eklemeğe bile özen göstermişlerdir. Karacaoğlan bu bakımdan da onlardan ayrılmış ve yukarıda da dediğimiz gibi, çok cepheli bir insan olmağa heveslenmemiş, tek cephede kalmıştır. Böylelikle bu ünlü saz şairi doğa ile ve milli gelenekleriyle baş başa yaşayan, bir köy, bir aşiret şairi, bir halk şairi, ve böylelerine eskiden verilen adla, bir (ozan) kalmak istemiştir.

Bir edebiyat tarihçimizin dediği gibi Kara-caoğlan mecazlarının bütün unsurlarını doğadan ve çevresinden almıştır. Bütün güzellere karşı yakınlık duyan gönlünü bazan yükseklerde uçan kuşlara, bazan dumanlı tepelerden akan coşkun ve gürültülü sellere, bazan da her çiçekten bal toplayan arılara benzetir. Onun gönül kuşunu güzel kirpikler okla vururlar; lâkin o allı yeşilli atlas elbiseler, mavi mintanlar giyen, altın nalınla, altın kemerli, altın küpeli, başı ibrişim bürümcüktü sevgililerini hiç bir şeye feda edemez. Boyları selvi dalına, gül fidanına benzeyen; başlarına güller ve nergisler takınan ellerinde gül demetleri taşıyan bu elâ gözlü güzeller, kar gibi vücutlarıyla sunalara, yeşil başlı ördeklere, ak kuğulara, beyaz kazlara, çöllerin vahşi ceylânlarıma benzerler; dudakları oğul balı, yahut frenk şekeri gibi tatlı, kiraz gibi kırmızıdır; yanaklarının rengi kızıl güller gibi alevlidir. Sevgililerine güller yollarlar.

Karacaoğlan, koşmalarında böylece tasvir ettiği sevgililerinin adlarını açık açık söylemekten de çekinmez. Yabancı diyarlara gittiği, gurbete düştüğü zaman çektiği özlemi derdli derdli yakınır. Tanrıdan para ister ama, bu, kendisi için değil, sevgililerine saraylar yaparak, altınlar, gümüşler takarak, atlaslar, ipekler giydirerek onları sevindirmek, mutlu kılmak içindir.

Kısaca, Karacaoğlan doğanın kucağında ve halk içinde doğup yaşamış, yüreğinde de hep bu çevrenin sıcak sevgisini taşıyarak onu dile getirmeğe çalışmıştır. Sarp kayalıklardan atlayan çağlayanlar, buz gibi pınarlar, çiçekli yaylalar, vahşi seller, dumanlı dağlar, elvan elvan güler, mor sümbüllü, lâleli, menekşeli korkular bu insan ve doğa tutkunu şairin manzumelerinde en çok geçen motiflerdir.

Aşağıda vereceğimiz bazı koşmalarında Karacaoğlan'ın bu özelliklerini, niteliklerini, bütün canlılığı ve içtenliğiyle bulacaksınız.


Elâ gözlerini sevdiğim dilber 
Kokuya benzettim güller içinde 
İnceciktir belin, hilâldir kaşın 
Selviye benzetttim dallar içinde 

Benim dostum gelişinden bellidir 
Ak elleri deste deste güllüdür 
Güzel seven yiğitler de bellidir 
Melil, mahzun gezer iller içinde 

Karacaoğlan söyler biz de varalım 
Kalbler rakib olmuş biz de görelim 
Hâlin, hatırını anın soralım 
Götürüp giderler sallar içinde

Bülbül havalanmış yüksekten uçar 
Has bahçe içinde gülüm var deyu 
Seni sevan yiğit serinden geçer 
Güzeller içinde yarim var deyu

Ben seni severim sen de sev beni 
Mevlâm bir karara koymaz insanı 
Elbet bir gün olur ararsın beni 
Şurda bir divane yârim var deyu

Ben seni severim can ile candan 
Mevlâm ayırmasun sevdiğim senden 
Canımı esirgemem yarim senden 
Götür sat pazara kulum var deyu

Karacaoğlan söyle kaşı karadan 
Hicap perdesini kaldır aradan 
Seni beni bir Mevlâ'dır yaradan 
Büyüklenme hey kız güzelim deyu.

              *

Elâ gözlüm ben bu ilden gideyim 
Zülfü perişanım kal melil melil 
Kerem et aklından çıkarma beni 
Ağla göz yaşını sil melil melil

Yiğin ey sevdiğim sen seni düzet 
Karayı bağla da beyazı çöz at 
Boldur ver badeyi bir dahi uzat 
Ayrılık şerbetin ver melil melil

Elvan çiçeklerden sokma başına 
Kudret kalemini çekme kaşına 
Beni unutursan doyma yaşına 
Gez benim aşkımla yar melil melil

Karacaoğlan der ki ölüp ölünce 
Ben de güzel sevdim kendi halimce 
Varıp gurbet ile vasıl olunca 
Dostlardan haberim al melil melil.

              *

Ağlayı ağlayı düştüm yollara 
Karışayım boz bulanık sellere 
Adı sanı bilinmedik illere 
Gitmeyince gönül yarden ayrılmaz

Ahım kaldı şu gelinin ahdinde 
Deremedim güllerini vaktinde 
Karanlık gecede kolum altında 
Yatmayınca gönül yardan ayrılmaz 

Gözüm kaldı şu kaplanın postunda 
Azrail de can almağın kasdında 
Döne döne teneşirin üstünde 
Yunmayınca gönül yarden ayrılmaz 

Hadini de Karacaoğlan hadini 
Aramazlar gurbet ile gideni 
Ak göğsün üstünde çakır dikeni 
Bitmeyince gönül yardan ayrılmaz.

              *

Şu yalan dünyaya geldim geleli 
Daha ne gelecek başıma benim 
Eğer sevdiceğim benim olmazsa 
Bakın şu didemin yaşına benim

Yüküm kumaştandır satamaz oldum 
Cüda bülbül gibi ötemez oldum 
Kınaman komşular yatamaz oldum 
Giriyor sevdiğim düşüme benim

İkrar verdi ikrarını güdeyim 
İkrarsız dilberi ya ben nideyim 
Başım alıp diyar diyar gideyim 
Düşerse sevdiğim peşime benim 

Karacaoğlan yari gördüm ıraktan 
Gözlerim dolmuştu kan ağlamaktan 
Korkarım sevdiğim zalim felekten 
Bir gün ağı katar aşıma benim.

Karacaoğlan'ın semai ve varsağılarından bazıları ise, üçyüz şu kadar yıl sonra bile hâlâ taptaze tertemiz türkçesiyle ezberimizde değiller mi?


İncecikten bir kar yağar 
Tozar Elif Elif diye 
Deli gönül abdal olmuş 
Gezer Elif Elif diye.

Elifin uğru nakışlı 
Yavru balaban bakışlı 
Yayla çiçeği kokuşlu 
Kokar Elif Elif diye

Elif kaşlarını çatar
Gamzesi sineme batar
Ak elleri kalem tutar
Yazar Elif Elif diye

Karacaoğlan emelerin
Gönül sevmez değmelerin
İliklenmiş düğmelerin
Çözer Elif Elif diye..

Gök yüzünde tüten olsam
Al benekli keten olsam 
Yeryüzünde biten olsam 
Yar boynuna sarsa beni 

Yar yolunda burma olsam 
Yedikleri hurma olsam 
Alçım alçım sürme olsam 
Yar kaşına sürse beni 

Karacaoğlan uşak olsam 
Yar belinde kuşak olsam 
Bir atlastan döşek olsam 
Yar altına serse beni.







Arşiv
Dergiler
Gazeteler
Kitaplar
Web Siteleri
Tez
Sunum
Fotoğraflar
Videolar
Broşür
İletişim: ilhaner@ilhaner.com

Open Access

Arama

 

 
 

Bizi Destekleyenler

Halkbilimcilerimiz